Unvan Hastalığı

İtiraf: Kelimenin doğru yazılışının ‘unvan’ (‘ünvan’ değil!) olduğunu TDK’dan teyit ettim.

Modern zamanların modern hastalıkları da beraberinde getirdiğini düşünüyorum; fakat modern zaman hastalıkları derken Ahmet Rasim Küçükusta’nın dile getirdiği; astım, kamusal alan alerjisi, reflü, klima ateşi, hasta bina sendromu, janjanlı paket hiperaktivitesi, lejyoner hastalığı, İstanbul bronşiti, cep telefonu alerjisi gibi şeylerden bahsetmiyorum. Bunlar da modern zaman hastalıkları; ancak ben bir başka modern zaman hastalığı olan unvan (title) hastalığından dem vurmak istiyorum.

Unvan hastalığı derken neyi kastettiğimin daha iyi anlaşılabilmesi için Necdet Güler’in bir hatırasını naklederek başlayayım:

Hiç unutmam sene 1978. Yaşım 34. Mersin’den Konya’ya geliyorum. Çok sıcak bir gün. Mut’tan geçerken otobüs bir evin önünde durdu. Yolcular neden durduk filan diyerek hayıflanıyorlar. Muavin “buradan (…) bey binecek” dedi. (Kişinin unvanını belirtmeyeyim) Otobüste bekledik. Beyefendi bir müddet sonra evinden çıkarak teşrif buyurdular! Ellerinde küçük bir çanta. Otobüs tıka-basa dolu. Muavin önde, beyefendi arkada ön kapıdan arka tarafa doğru yürüdüler. En arkada bir tek boş koltuk var. Ama beyefendi arkadaki boş koltuğa yönelmedi, duruşundan muavinin yerinden kaldıracağı yolcuyu beklediği anlaşılıyor. Muavin bana bakıp; siz arkadaki koltuğa geçin demez mi!. Benim anında reaksiyonumu görünce “Bey ilçenin (….,) sı” dedi. O anda “beyefendi” ile göz göze geldik. Bu isteği çok doğal karşıladığı bakışlarından anlaşılıyordu. Cebimden o zamanlar hüviyet olarak da kullanılabilen ve Türkiye Mimar Mühendis Odalarından verilen kartımı çıkardım ve muavinin burnuna doğru uzattım: Beyefendi (…) ise ben de mühendisim” dedim.

Genelleme yapmaktan nefret ederim; ancak Türkiye’de unvan hastalığına en çok düçar olmuş iki meslek grubu tanıyorum: Doktorlar ve akademisyenler. Akademisyenlerden de özellikle Prof. Dr. olanları. Bir hocamız anlatmıştı: Prof. Dr. olan bir hocaları varmış. Pideciyi arayıp sipariş verirken bile lafa; “Ben Prof. Dr. bilmem ne” diye başlıyormuş. Pideci arayan kişinin Prof. Dr. olduğunu öğrenince herhalde pideyi daha iyi yapacak! Bunu duyduğumda epey gülmüştüm. Gerçi acınacak hâlimize gülüyoruz ya neyse…

Unvan hastalığının gerçekten de bir hastalık olduğu noktasında hemfikir miyiz? Cevabınız “evet” ise gelin biraz da bu amansız hastalığın sebebi üzerine biraz tefekkür edelim. “Unvan hastalığının sebebi ne ola ki?” diye düşündüm ve kendimce bir sebep buldum: Özel muamele beklentisi. Unvan hastalığına yakalanmış kimseler özel muamele bekledikleri için olur olmaz her yerde ve her fırsatta unvanlarını duyurma derdindeler. Bunu defalarca tecrübe etmiş birisi olarak söylüyorum. Benzer şeyleri günlük hayatınızda siz de yaşıyorsunuzdur. Bu sebeple lafı daha fazla uzatmayı gereksiz görüyorum.

Ha unutmadan bir de Twitter’da isminin başına akademik unvanını yazanlar var. O da ayrı bir itici duruyor.

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir