Kabir Ziyareti Rehberi

“Kabir ziyareti iyidir, hoştur” diyeceğim; lâkin genelleme yaparak her türlü kabir ziyaretinin iyi ve hoş olarak algılanmasına sebebiyet vermekten korktuğum için şöyle bir izah getirme ihtiyacı duyuyorum: İmam Birgivî’nin isabetle ifade buyurduğu gibi kabir ziyaretinin bid’at olanı da vardır, müstehap olanı da. Müstehap olan kabir ziyareti insana ölüm ve ahireti hatırlatır, insanı zühd ve takvaya yöneltir. 

Günümüzdeki nâhoş manzaraya geçmeden önce 16. yüzyılda yaşamış İmam Birgivî’nin çizdiği resmi sizlerle paylaşmak isterim. İmam Birgivî kabir ziyareti ile alakalı kaleme aldığı eserinde şöyle diyor:

Bu eseri bazı âhiret kardeşleri için yazdım ve muteber eserlerde bulduğum pek çok faydaları da ekledim. Çünkü zamanımızda birçokları kabirleri putlaştırmışlar, orada namaz kılar kurban keser bir hâle düşmüş, ehli imana yakışmayacak söz ve davranışlara müptela olmuşlardır. Bu yüzden imanını düzeltmeyi isteyen, şeytanın hilesinden ve ateş azabından kurtularak cennete gitmeyi arzulayanlar için İslâm’ın hükmünü açıklayarak, hak ile bâtılı birbirinden ayırmayı gaye edinerek bu risaleyi yazdım.

Gelelim bugüne. Samimi bir şekilde itiraf ediyorum: Aziz Mahmud Hüdaî hazretleri gibi, Emir Sultan hazretleri gibi maneviyat dünyamızın kutup yıldızlarının kabirlerini ziyaret etmekten artık korkar hale geldim. Bu tür yerlerde mahremiyete ya çok az dikkat edilir, ya da hiç dikkat edilmiyor. Teyzelerimiz kabrin etrafını tabir caizse kamp alanına çevirmişler. Kabrin hemen yanı başına oturuyorlar ve oradan saatlerce kalkmıyorlar. Gelip geçenlere de hiç mi hiç aldırış etmiyorlar.

M. Yaşar Kandemir hoca şöyle demiştir;

Hz. Peygamber’in hayatında önceleri kabir ziyaretini yasaklayan, daha sonra da buna izin veren iki farklı uygulama vardır. Resûl-i Ekrem’in ilk dönemlerde kabir ziyaretini erkek-kadın herkese yasaklamasından maksat, yanakları yumruklama, elbise yakalarını yırtma ve ağıt yakıp ağlama gibi (Buhârî, “Cenâʾiz”, 19) İslâm’ın vakarı ile bağdaşmayan Câhiliye âdetlerini unutturmak, kabirlere, dolayısıyla içindekilere aşırı saygı besleme ve hatta onlara ibadet etme şeklinde kendini gösteren şirk görüntülerini yok etmekti. Kabirlerin yanında uygulanan bu Câhiliye âdetlerinin çirkinliği anlaşıldıktan ve ziyaret sırasında kötü söz söylemenin günah olduğu öğrenildikten sonra Hz. Peygamber âhireti hatırlatacağı için kabirlerin ziyaret edilebileceğini bildirmiş (Müsned, III, 38, 63; Müslim, “Cenâʾiz”, 106; Ebû Dâvûd, “Cenâʾiz”, 77-102), kabir ziyareti insana kendi âkıbetini hatırlatıp ibret almasını sağladığından faydalı görülmüştür (Müslim, “Cenâʾiz”, 102).

Madem ki Allah Resûlü (s) cahiliyyedeki bir takım bid’at ve itikâdî problemler dolayısıyla kabir ziyaretini yasakladıysa kabre doğru namaz kılmak, türbenin dedikodu ve gıybet mahalline çevrilmesi gibi pek çok fecaatin yaşandığı ve illetin tekrar ortaya çıktığı günümüzde kabir ziyaretinin belli kurallara riayet edilmediği takdirde yasaklanması gerektiğini düşündüğümü dile getirsem çok mu radikal bir görüş ileri sürmüş olurum?

İllâ da; “Ben kabir ziyareti yapacağım” diyenler için emri bil maruf nehy-i anil münker kabilinden kulaklara küpe olması gereken birkaç hatırlatmada bulunmak isterim:

Kabir ziyaretinin bazı âdâbı vardır. Kabristana girerken kendi âkıbetini düşünerek derin bir tevazu içinde bulunmalı, kabirdekileri Resûl-i Ekrem’in yaptığı gibi selâmlamalı, Hanefîler’e göre kabrin yanında ayakta durup dua etmeli, kabirlerin üzerine basılmayacağı gibi oturulamayacağı da bilinmelidir (Müslim, “Cenâʾiz”, 96-98). Kabirdekiler için Hz. Peygamber’in şu duası okunmalıdır: “Selâm size ey bu kabirlerde yatanlar! Allah bizi de sizi de bağışlasın. Siz bizden önce gittiniz, biz peşinizden geleceğiz” (Tirmizî, “Cenâʾiz”, 59)

Fetâvâ-i Dâru’l-Ulûm Diyobend‘de geceleyin yapılan kabir ziyaretinin caiz olduğu yazılıdır. Ben özellikle de büyük zâtların kabirlerinin mümkünse gece ziyaret edilmesi taraftarıyım. Bunun iki faydası vardır. Birincisi; gece vakti sessiz ve sakin bir ortamda ölüm tefekkürü daha iyi yapılır. İkincisi; gündüzkü nâhoş manzaralardan mümkün mertebe uzak durulur. Elbette en doğrusunu âlemlerin rabbi olan Allah bilir.

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir