İslâm Mı Terakkiye Mani Yoksa Biz Mi?

Türk tarihi ve dili sahasında 30’u aşkın eser kaleme almış velut bir tarihçi olan İsmail Hami Danişmend’in belirttiği gibi bizi tarihin tahtına çıkarıp asırlarca dünyaya hâkim vaziyette tutan en mühim kuvvetimiz milli şuurumuzdu. Bu muhteşem üstünlük şuurumuzun sarsılıp zayıflamayasıyla birlikte amansız bir hastalığa yakalandık: Batı hayranlığı! Bir hakikati bizim dile getirmemiz yeterli olmuyor, aynı hakikat Batı tarafından dile getirildiğinde “bizimkiler” tarafından; “İsabet buyurdunuz efendim” denilerek kabul görüyor.

“İslâm terakkiye mani değildir” desem belki kabul görmeyecek; ama aynı hususu bir Batılı söylediğinde çok daha etkili oluyor. Bu sebeple Batılı araştırmacıların çalışmalarından örnekler vermek istiyorum.

Paris İslâm Enstitüsü profesörü Jaques Risler  “La Civilisation Arabe” ismindeki eserinde şöyle diyor:

İslâmiyet’in Avrupa’ya getirdiği en hayırlı nimetlerden biri de kâğıt olduğunda hiç şüphe yoktur. Dana vesaire derilerinden yapılan tirşe ile parşömenin yerini tutacak bir hamur yapmak üzere keten dövme sanatını Arapların Semerkand’da öğrenmiş oldukları malumdur. Ondan sonra ketenin yerine el-Cezire ile Mısır’da pek bol yetişen pamuğun ikamesini düşündüler. İşte bunun üzerine kâğıtçılık sanayii süratli ve fevkalade bir inkişaf gösterdi. Bunun sebebi, ilmî mâlumat iktisabının başlıca zarurî şartı olan kitap imalatını, kâğıdın son derece kolaylaştırmış olmasıydı.

Garb tıbbının menşeî olarak İslâm tıbbını gören İsmail Hami Danişmend şöyle demiştir:

Eski çağ tıbbının kurucusu sayılan ve isminin baş harfi nedense hâlâ reçetelerin başına yazılan Hippocrate’a mukabil, yeni tıbbın kurucusu da İslâm allâmesi İbn-i Sina’dır. Fakat İslâm tıbbının tarihinde Avrupalıların “Avicenne” dedikleri İbn-i Sina’yı yetiştirmiş olan bir ilk devir vardır ki bunun menşeî tababet sahasına ait hadislerden mürekkep olan “Tıbb-ı Nebevî”ye dayanır.

Amerika’nın bütün dünyaca meşhur âlimlerinden Will Durant’ın dediğine bakın:

İlk dispanserle eczaneleri Müslümanlar tesis ettiler. Ortaçağın ilk eczacı mektebini onlar kurdular ve eczacılığı ateşli hastalıklarda buhar banyosuna son derece taraftardırlar. Bugün onların çiçek ve kızamık tedavisindeki talimatlarını tadil etmek kolay değildir. Bazı ameliyatlarda nefes yollarından his iptalini de temin ederlerdi; haşhaş ile diğer birtakım ilaçlar derin bir uyku teminine yarıyordu.

Profesör Philip Hitti’nin; “Râzî ile İbn-i Sina’nın resimleri bugün Paris Tıp Fakültesi’nin büyük holünde hürmet mevkiini işgal etmektedir” sözünden ben şunu anlıyorum: Aslında terakkiye mani olan yüce dinimiz İslâm değil, bizim önyargılarımızdır. İşte bu önyargılarımızdan kurtulamadığımız sürece aşağılık kompleksi ile yaşamaya devam edeceğiz. Dost acı söyler.

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir