Hazır Bulmuşken

Müslüm baba diyor ya hani; “Deli gibi sevmek ruhumuzda var.” Keşke ruhumuzda sadece deli gibi sevmek olsaydı; ama maalesef öyle değil. Ruhumuzda “hazıra konmak” gibi irite edici bazı davranışlar da var. Hazıra konmayı adeta felsefe haline getirmişiz. Bunu anlatan atasözlerimiz bile var. “Armut piş ağzıma düş”, “Ekmek elden su gölden”, “Yan gel yat Osman, on dönüm bostan” bunlardan sadece birkaçı.

“Hazıra konmanın neresi irite edici?” diye düşünebilirsiniz. Ben de size “Neresi değil ki?” diye cevap verebilirim. Bir dost meclisinde olduğunuzu düşünün. Yeni insanlarla tanışıyorsunuz. Tanıştığınız kişiler arasında bir kişinin doktor olduğunu öğrendiğiniz anda ihtisas alanını öğrenme ihtiyacı dahi hissetmeksizin “Hazır bulmuşken hemen sorayım” düşüncesiyle; “şuram ağrıyor; buram sızlıyor” diyerek rahatsızlığınızın sebebini soruyorsunuz. Unutmayın ki dost meclisindesiniz, muayenehanede değil!

Bizim insanımızda tanışılan kişiye mesleğiyle alakalı soru sormak ve ondan ücretsiz bir şekilde istifade edebilmek mümkünse hemen oracıkta işini halletmeye çalışmak gibi bir hastalık var. Yoğun iş temposundan bunalmış, biraz olsun hava almak için eşi ile birlikte yürüyüşe çıkmış bir diyetisyeni çevirip; “Nasıl zayıflayabilirim acaba?” diye bir soru sorarak o kişiyi bunaltmak, İngilizce bildiğini öğrendiğiniz muhatabınıza çocuğunuzun proje ödevini yaptırmak (yardımcı olmak değil!) irite edici tavırlar cümlesinden.

Bazen öyle oluyor ki insanımızın sırf bu hazırcılık hastalığı sebebiyle mesleğimizi söylemekten çekinir hale geliyoruz. Bize de acıyın biraz be kardeşim! El insaf yani!

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir