Hakkımda

Kızımla…

“Kendinizden bahseder misiniz?” (Tell me about yourself) sorusu mülakat ve iş görüşmelerinin olmazsa olmaz sorularındandır. Bu soru mülakat sırasında sorulduğunda oldukça zor bir sorudur. İnsan kekelemeye başlar, ne diyeceğini şaşırır. Diğer taraftan dünyanın en kolay sorularından biridir. Çünkü sizi sizden iyi kimse tanıyamaz. Haksız mıyım? Bu da bir iş görüşmesi olmadığına göre rahat olabilirim diye düşünüyorum.

Neden Ebû’l-Ervâ ismini tercih ettiğimi açıklayarak başlamak istiyorum. Ebû’l-Ervâ aslında isim değil, künye. Daha çok Arap toplumlarında kişiler için kullanılan ve genelde ebû kelimesiyle yapılan tanıtıcı ibareye künye deniyor. Künye kız veya erkek ayırımı yapılmaksızın en büyük çocuğa göre veriliyor. Hz. Peygamber’in (s) künyesi ilk çocuğu olan Kāsım’dan dolayı Ebü’l-Kāsım’dır. Bendeniz de “Ervâ’nın babası” anlamında Ebû’l-Ervâ künyesini kullanıyorum. Ervâ; “su içirmek, susuzluğu gidermek” gibi anlamlara geliyor.

12 Mart 1990 tarihinde Kayseri’nin “yeryüzündeki cennet” olarak tasvir edilen ilçesi Yahyalı’da dünyaya geldim. Hicrî doğum tarihim ise 15 Şâban 1410. Yani Berat Kandili’nde doğdum. Daha doğrusu doğmuşum. Bu bilgiyi yakın bir zamanda tevafuken öğrenmiş bulunuyorum. Şâbanın on beşinci gecesinde Allah’ın rahmetiyle dünya semasına tecelli ettiği rivayet edilir. (bkz. Tirmizî, “Savm”, 39; İbn Mâce, “İkāme”, 191)

1 yaşına girdiğim gün (12 Mart 1991) taşının ve toprağının altın olduğu söylenen İstanbul’a taşındık. Uslu bir bebek olduğumu iddia edemem. Daha doğrusu oldukça huysuz bir bebek olduğum konusunda aile bireyleri arasında icmâ (konsensüs) olduğunu rahat bir şekilde söyleyebilirim.

Profesyonel anlamda çocukluğumu İstanbul’un en kalabalık ilçelerinden biri olan ve “kalkınmış, gelişmiş, bayındırlaşmış, yaşayış koşullarının uygunlaştırılması için üzerinde çalışılmış olan yer” anlamına gelen Ümraniye’de yaptım. İlk ve Ortaokulu Ümraniye’de okudum. Bu dönemde bilgi yarışmasında Ümraniye birinciliği gibi birtakım başarılar elde ettiğim doğrudur.

Başarı kadar başarısızlık da hayatın bir gerçeği. Hayatımdaki ciddi anlamda ilk başarısızlığımı LGS’de (Liselere Giriş Sınavı) yaşadım. Anadolu lisesini kazanamamıştım. Bizim zamanımızda Anadolu liseleri şimdikinden çok daha başarılı okullardı. Ama ben kazanamamıştım. Ne kadar üzüldüğümü hâlâ hatırlıyorum. Anadolu lisesini kazanamadığım için validemin benden gizli günlerce ağladığını sonradan öğrenmiştim.

Anadolu lisesini kazanamamak dünyanın sonu değildi ya! (Bir tür kendini kandırma biçimi.) Allah’tan önümde bir seçenek daha vardı: Yabancı Dil Ağırlıklı Lise. Namıdiğer Süper lise. Bu liselere neden böyle bir isim verildiği noktasında en ufak bir fikrim yok. Neyse ilköğretimi 5.00 (100/100) diploma notu ile bitirmiş; ancak Anadolu lisesi kazanamamış çalışkan bir öğrenci olarak istediğim Süper liseye girebiliyordum. Benim tercihim İstanbul Anadolu Yakası’ndaki en kaliteli Süper liselerden biri olan Üsküdar Halide Edip Adıvar Lisesi oldu. 2004’te hazırlık sınıfına başladığım Üsküdar Halide Edip Adıvar Lisesi’nden 2008’de mezun oldum. Zaten Süper liselerin son mahsulü de biz idik. Sonraki süreçte Halide Edip Adıvar Lisesi de “Anadolu Lisesi” oldu.

2008’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazandım. Ve böylece Ankara yılları başlamış oldu. Aldous Huxley, Charles Dickens, Charlotte Brontë, David Herbert Lawrence, Francis Bacon, George Orwell, Jane Austen, Percy Bysshe Shelley ve William Shakespeare gibi isimlerle geçen dolu dolu dört yılın ardından “D. H. Lawrence’ın Sons and Lovers İsimli Romanında Oedipus Kompleksi Teması” başlıklı bitirme tezini yazarak 2012’de filolog unvanı ile mezun oldum.

Üniversiteden mezun olduktan birkaç ay sonra tecili bozdurup askere gitmeye karar verdim. Askere erken gitmenin ne kadar doğru bir karar olduğunu askerlik sırasında çoluk çocuk sahibi kişileri görünce daha iyi anladım. Vatanî vazifemi bahriyeli (denizci) olarak yaptım. Kısa dönem tabii. Acemi birliğim İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı, usta birliğim ise Deniz Harp Okulu idi. Eylül 2013’te terhis oldum. “Bahriyeli olmanın en güzel yanı ne?” diye soracak olursanız bot giymemek diyebilirim. Askerlik boyunca bir defa olsun boy giymedim. Ayağımda kundura…

Askerlik sonrası İzmir’de özel bir elektrik dağıtım şirketinde müşteri temsilcisi olarak işe başladım. “İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu bir kişinin enerji sektöründe ne işi olabilir?” diye düşünebilirsiniz. “Memlekette zaten kaç kişi kendi işini yapıyor ki?” diyerek soruya soru ile karşılık versem ayıp olmaz, değil mi? Peki neden İzmir? Çünkü ben üniversitede okurken ailem iş dolayısıyla İzmir’e taşınmıştı. Bundan dolayı ben de İzmir’de işe başladım. İzmir’deki elektrik dağıtım şirketi benim ilk iş deneyimimi yaşadığım yerdi. Özel sektör denilen kavramın ne olduğunu burada çok ama çok iyi öğrendim.

2015 benim için çok özel bir yıldı. 21 Mart 2015’te evlenmiş ve çifte baharı yaşamıştım. Evlendiğimde Hz. Peygamber’in (s) Hz. Hatice ile evlendiği yaştaydım. Siyer bilgilerinizi yoklayın bakalım! Üniversiteden mezun olduktan çok kısa bir süre sonra askerliğini yapıp işini eline alan bir genç evlenmeyip de ne yapacaktı?

İstanbul’da büyümüş, Ankara’da okumuş, İzmir’de evlenmiştim. Sizin anlayacağınız Türkiye’nin üç büyük şehrinde ayak izlerim vardı. 2016 yılının Ağustos ayında ise iş dolayısıyla Kocaeli’ye taşınmak zorunda kalmıştık. İzmir’den İzmit’e taşınınca sadece 1 harf değil çok şey değişmişti. Yeni bir şehir, yeni bir ortam…

22 Nisan 2017’de gözümün nuru Âişe Ervâ dünyaya geldi. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi değildi!

Kendimden kısaca (!) bahsetmiş oldum. Peki şimdilerde ne mi yapıyorum?

– Öğrencilere danışmanlık hizmeti veriyorum.

– Türkçeden İngilizceye, İngilizceden de Türkçeye çeviri yapıyorum.

– Video ve ses kayıtlarının transkriptasyonu ile uğraşıyorum.

– Hint Alt Kıtası (Indian Subcontinent) üzerine yaptığım araştırmalarımı sürdürüyorum.

Paylaş: