Hadis Ehlinin Edebi

Allah Resûlü’ne (s) hitaben; “(Ey Ha­bî­bim!) Allah’tan bir rah­met se­be­biy­le, on­la­ra yu­mu­şak dav­ran­dın! Şâ­yet ka­ba ve ka­tı yü­rek­li ol­say­dın, hiç şüp­he­siz on­lar, et­ra­fın­dan da­ğı­lıp gi­der­ler­di…” (Âl-i İm­rân, 159) buyrulmuştur. Yüce Rabbimiz Hz. Musa’dan Firavun’a bile tatlı, yumuşak bir tarzda hitap etmesini emrettiğine göre bizlerin de bu verdiğim örnekler üzerinde durup düşünmesi gerekir.

Prof. Dr. Zekeriya Güler hocanın Hadis Tetkikleri isimli eserini okurken dikkatimi çektiği için not aldığım bazı noktaları utanmadan; “Hadis usulü, yalan söyleme usulüdür” diyen zâta hatırlatmak isterim:

Haml, tahammül ve telakki, hadis öğrenimi anlamında kullanılırken; nakil, eda ve tebliğ ise onun öğretimi demektir. Hatib Bağdadi’nin el-Câmiʿ li-ahlâkı’r-râvî ve âdâbi’s-sâmiʿ adlı iki ciltlik eseri, bu konunun en kapsamlı ve müstakil ilk örneğidir. Burada hoca (ravi) için ahlak, talebe (sami’) için de adap kelimesinin seçilmesi dikkat çekicidir. Zira hocaya ahlak, talebeye de adap öncelikle gerekli olan değerdir.

Çarşı pazarda ayaküstü veya yolda yürürken hadis rivayet etmek, “Her makâmın bir makâli vardır” fehvasınca hoş karşılanmamıştır. İmam Mâlik, hadis rivayet etmek istediğinde ilim ve imlâ meclisine çıkmadan önce tıpkı namaza hazırlanır gibi abdest alır, en güzel elbiselerini giyer, fesini giyip sarığını sarar ve sakalını tarardı. Bunun sebebi kendisine sorulduğunda da, “Ben böyle yapmakla Resûlullah’ın hadisine hürmet göstermiş oluyorum” derdi. Sahâbe ve tâbiîn abdestsiz olarak hadis rivayet etmekten hoşlanmazlardı. Katâde’nin “Hadislerin ancak abdestli iken okunması müstehap görülmüştür” şeklindeki tespit ve müşahedesi yine aynı usul ve âdâp anlayışının birer yansımasıdır.

Hadis hâfızı Hammâd b. Zeyd, Resûlullah’tan (s) bir hadis rivayet ettiği sırada şayet bir insan yüksek bir sesle konuşuyor ise ona hadis nakletmezdi. O, “Ey iman ederler! Seslerinizi Peygamberin (s) sesinden fazla çıkarmayınız, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayınız; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucurât 49/2) ayetini okur ve şöyle derdi: “Vefatından sonra Resûlullah’a sesi yükseltmek, hayatında iken yükseltmek gibidir. Bir hadis okunduğunda sana tıpkı Kur’an’ı dinlediğin gibi susup onu dinlemek düşer.”

Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün; ancak insaf ehli için bu kadarının bile yeterli olduğunu düşünüyorum. Bütün bu örnekleri gördükten sonra insan hâlâ iflah olmuyorsa yapacak bir şey yok. Nitekim Allah Resûlü (s) şöyle buyurmuştur: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap.” (Buhari, Edeb, 78; Ebu Dâvûd, Edeb, 6)

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir