Hadi Ateistler Bunu Da Açıklayın!

Ateizmin normal şartlar altında felsefî derinliği olan bir düşünde akımı olduğunu düşünüyorum. “Normal şartlar altında” şeklinde bir ifade kullanmış olmam herhalde dikkatlerden kaçmamıştır. Böyle dememin bir sebebi var: Türkiye’de kendisini ateist olarak takdim eden kişilerin hemen tamamında bu derinlikten eser yok. Türkiye’deki ateistlerin bir diğer özelliği ise sürekli soru soran tarafın kendileri olması. Bu zamana kadar karşılaştığım hiçbir ateistin sorulan sorulara kayda değer bir cevap verebildiğine şahit olamadım. “Günde kaç ateistle oturup konuşuyorsun ki?” diye sorabilirsiniz. Kesinlikle haklısınız. Bu sebeple sorularımı bu blog vesilesiyle daha büyük bir ateist topluluğuna yöneltmek istiyorum.

Prof. Dr. Cağfer Karadaş hoca şöyle diyor:

Ateistler, deistler ve bilimi din gibi gören çevreler sürekli sordukları sorularla dindar kesimi zorlamayı ve özellikle gençlerin kafasını karıştırmayı hedeflemektedirler. Soruların kimisi “din bir tane ise neden birden çok mezhep var?” gibi basit ama bilgisiz kimselerin aklını çelmeye yönelik, kimisi “Allah evreni yarattı peki Allah’ı kim yarattı?” gibi absürt, kimisi Tanrı’ya inanmadıkları halde Allah’ı sorgulayan, ona konum biçmeye çalışan veya dinin inanç ve ibadetlerini kafalarına göre dizayn etmeye çalışan bir ukalalıkta, kimisi aslında insanlığın tümünü ilgilendiren, dolayısıyla kendilerinin de cevap vermesi gereken sorular, kimisi ise doğal ve geleneksel olan her şeyi sorun olarak gören normal dışı bir psikolojinin yansıması… Dayandıkları iki temel argüman var: birincisi kötülük problemi, ikincisi ise evrenin zaten işlediği dolayısıyla bir Tanrı’ya ihtiyaç duymayacağı. Madem onlar hep bize soru soruyor ve cevap istiyorlar. Biraz da biz soralım…

Prof. Dr. Cağfer Karadaş hoca; Ateistlere Deistlere ve Bilime Din Gibi İnananlara Sorular başlığı altında toplam 51 adet soru sordu. Bunlar içerisinden seçtiğim birkaç soruyu sizlere yöneltmek istiyorum ve sizden de cevap bekliyorum.

1. Bütün insanlık Tanrı’yı inkar etse, gerekçe gösterdiğiniz kötülükler ortadan kalkacak mı? Kalkmayacaksa, o takdirde sonucu olmayan, anlamsız ve absürt bir soru sormuş olmuyor musunuz? Sizin kötülüklerin ortadan kalkmasına yönelik uygulanabilir ve sonuç alıcı bir öneriniz var mı?

2. En azından inananlar dünyadaki kötülüklerin cezalarının öte dünyada verileceğine ve mağdurların ödüllendirileceğine inanmaktadırlar. Siz, Tanrı’yla birlikte ahreti de inkar ettiğinize göre, bu dünyada kötülük yapanların zulümlerine nasıl bir ceza, mağdurlara yönelik nasıl bir telafi düşünüyorsunuz? Çünkü zalimlerin birçoğu dünyada adalete hesap vermeden ölüp gitmektedirler. Bu düşünceyle sizler, zalimlere karşı bir çaresizlik psikolojisi ürettiğinizin farkında mısınız?

3. Evrenin büyük patlamayla (big bang) kendiliğinden var olduğunu iddia ediyorsunuz. Büyük patlamadan önce ne olduğunu açıklayabilir misiniz? Büyük patlamayı gerçekleştiren neden neydi? Büyük patlamaya konu olan evrenin maddesi nasıl meydana geldi? Kendiliğinden var olduysa, kendiliğinden var olan bir madde, nasıl oldu da patlama aşamasına geldi? Her olgu ve olayın neden-sonuç içinde gerçekleştiği evrende bu patlama için de bir neden gerekmez mi? Büyük patlama sonucu kaos haline gelen evrenin maddesi, nasıl oldu da büyük bir düzene dönüştü? Yoksa evren maddesinin içinde dönüştürücü içkin bir gücün var olduğuna mı inanıyorsunuz? (Cağfer hocanın birkaç sorusunu birleştirdim.)

4. Eğer evren kendi kendine var olduysa ve işliyorsa, neden kendi söküğünü dikemiyor. Neden türlerin yok oluşunu durduramıyor ve ozon delinmesi gibi olayları önleyemiyor veya tamir edemiyor?

5. Dünyada bu kadar çeşitlilik nasıl meydana gelmiştir? Neredeyse dokunulmaz iman konusu haline getirilen pozitivist ve ilerlemeci tarih anlayışına göre ilkelden gelişmişe doğru bir ilerleme olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu ilerleme neden bazı varlıkların yok oluşuna sebep olurken bazılarını bıraktı? Bu seçme işi rastgele mi oldu, yoksa bir planın parçası mıydı? Koca koca dinozorları üreten evren neden onların yok olmasına göz yumdu? Evren kendi ürettiği çocuğunu yiyen büyük bir canavar mı? Bir gün gelip biz insanları da yiyecek mi? Bir gün ürettiklerinin tamamını tüketip gerisin geriye tekrar kaos ve ilk ham maddesine dönüşecek mi? Böyle olup olmayacağına dair elinizde bilimsel bir veri var mı?

6. Yüzyıl öncesinde ateistler evrenin mükemmel bir makine olduğunu asla bozulmayacağını ve durmayacağını iddia ediyorlardı. Bununla dindarların kıyamet inançlarının boşuna olduğunu söylüyorlardı. Neden şimdilerde telaş içinde yeşil politika ve slogan üretme derdine düştüler?

7. Dünyanın en kanlı ve en tahrip edici savaşı II. Dünya savaşıydı. O savaşın tarafları arasında hiçbir din devleti, devletlerin başında da dindar kimlikli kişiler yoktu. Savaşan devletlerin liderleri Hitler, Stalin ve Mussolini gibi dinî duyarlılığı olmayan, profan, ateist ve pozitivist anlayışlı insanlardı. Bu savaşta en az 60 milyon civarında insan öldüğü tahmin edilmektedir. Bu vahşet bütün zamanların rekoruydu. Dünya tarihi boyunca bütün savaşlarda verilen toplam kaybın daha üstünde bir insan kaybı söz konusuydu. Savaş esnasında yok olan hayvanların miktarını ve tahrip edilen doğanın boyutlarını tahmin etmek ise imkânsız. Bütün bunların hesabını kime ya da kimlere soracağız? Bütün bu vahşeti yaşatanlar hiç hesap vermeyecek ve sadece ölmekle kurtulmuş mu olacaklar?

8. Hümanizm adı altında insanı öne çıkaran ateistler neden insanlığın uğradığı krizleri görmezden geliyorlar? Afrika, Asya ve Güney Amerika sömürgeleştirilerek yoksullaştırılırken neden bu ateistler o bölgeleri geliştirecek ve refaha eriştirecek bir formül üretemediler? Anılan bölgelerde kurulan ateist komünist yönetimler, neden o bölgelerin mağduriyetini artırmanın ötesinde bir katkıları olmadı?

9. Ateist komünist Çin’de işçi ücretleri ne kadardır? Neden batılı büyük teknoloji firmaları bütün ürünlerini orada üretiyor? Acaba ateizm ve komünizm, sömürücü kapitalizmin hizmetine gariban insanları ucuz işçi olarak sunma araçları mıdır?

10. Tanrı’yı hayatın dışına atan deistlerin elinde, Tanrı’nın evrene müdahale etmeyeceğine dair kanıtları var mı? Bu iddialarını, inandıkları Tanrı’dan aldıkları bilgiye mi dayandırmaktadırlar yoksa bir öngörü olarak mı bize sunmaktadırlar? Eğer birincisi ise, o takdirde Tanrı’dan bilgi alınacağını kabul ediyorlar demektir. Eğer ikincisi ise öngörü ile bilim ve inanç inşa edilemez. Bilimden yola çıkarak bunu iddia ediliyorsa bu takdirde gözlem veya deneye dayalı bir kanıt ileri sürmeleri gerekir. Bunu yapamıyorsa, ortaya koydukları şey salt bir zan ve tahminde öte değildir. Eğer inanacaksak Tanrı’dan bilgi aldığını söyleyen ve sağlam bir belge getiren Peygambere inanmak daha mantıklı ve akıllıca değil mi?

Ateistler sorgulayan, sorgulamayı seven insanlar. En azından bugüne kadar böyle bir imaj çizildi. Bu durum acaba soru soran taraf hep kendileri olduğunda mı geçerliydi? İşte yukarıdaki sorulara verilecek tepkiler bu sorunun cevabını da ortaya çıkarak.

İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.

Başarılar.

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir