Doğum Tarihini Tam Olarak Bilememek

Doğum tarihini tam olarak bilememek hayli yaygın bizde. Özellikle bizden önceki jenerasyon için bu alelade bir durum. Kişinin kendi doğum tarihini tam olarak bilememesi elbette ki kendisinin suçu değil. Bir defa bu suç değil. Zaten normal şartlar altında bir insan evladı doğduğu günü nasıl hatırlayabilir ki? Olsa olsa annesi, babası veyahut yakınları bilebilir. Ya onlar da bilemezse? O zaman ortaya şu tarz cümleler çıkıyor: “Ben hasat zamanı doğmuşum.”, “Sen elmalar indirilirken doğmuşsun.”, “O, emmimin oğlunun doğumundan bir hafta sonra doğmuş.” Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Şimdi gençler; “Bir insan ne zaman doğdunu nasıl olur da bilmez? Bir anne baba evladının ne zaman doğdugunu nasıl bilmez?” diye düşünebilir; ancak bu bize has bir olay değil. Benzer bir duruma Araplarda da rastlıyoruz. er-Rebî b. Dabu el-Fezârî, bir şiirinde doğduğu zamanı anlatmak için şöyle demiştir: “İşte ben, emelimdir sonsuza dek yaşamak; Hucur’un sağlığında doğdum ve aklım yetti.” Ünlü cahiliye şairlerinden Nâbiga b. Ca’de de yaşını anlatmak için şu dizeyi söylemiştir: “Sorulacak olursam yaşımdan, diyorum ki, Henüz gençtim develer telef oldugu zaman.” (bkz. Ebubekir Sifil, Hz Ömer ve Nebevi Sünnet)

Belki ilginç gelecek; ama “Tarihçilerin kutbu” diye bilinen merhum Halil İnalcık da doğum tarihini tam olarak bilemeyenlerden. Bu durumu kendisi şöyle anlatıyor: “Benim için iki doğum tarihi verilir; 1916 denir, belki 1918 olmalı. Nüfus kağıdımız kaybolmuş. Bu tarihi nereden tespit ettim? Annem, “Sen doğduğun zaman İngilizler Haydarpaşa Garı’nı bombalıyorlardı” derdi. Galiba 1918’dir bombalama hadisesi. Sonradan nüfus tarihi hep sorun oldu. İzah edemiyorsunuz, doğum günümü bilmiyorum demek gülünç. Ben uydurdum. 26 Mayıs 1916 olsun dedim.”

Ne diyelim? Gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun…

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir